Skip to main content

ÇEVİRİ YAPARKEN SIKLIKLA KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR

By Çeviri Blog Yazıları

 

Çeviri yaparken hem dil bilgisini hem de kültürü derinlemesine anlamak gerekir. Çevirmenler, dilin kurallarına ek olarak o dili kullanan insanların alışkanlıklarını da bilmelidir. En deneyimli çevirmenler bile kafa karışıklığı ve hayal kırıklığı yaşayabilir.

Çeviride en sık karşılaşılan zorluklardan bazıları şunlardır:

Dilin Yapısının Çevrilmesi

 

Her dilin kendi kabul görmüş kuralları çerçevesinde tanımlanmış bir yapısı vardır. Bu yapının karmaşıklığı ve eşsizliği çevirinin zorluk derecesiyle doğrudan ilişkilidir.

İngilizcede basit bir cümle sırasıyla özne, yüklem ve nesneden oluşur. Örneğin, “she eats pizza.” Ancak her dilde aynı yapı kullanılmaz. Farsçada sıralama genellikle özne, sonra nesne ve en son yüklem şeklindedir. Arapçada ise kişi zamirleri yüklemin bir parçası olur.

Sonuç olarak çevirmenler hedef dilde etkili iletişim kurabilmek için sıklıkla kaynak metinde eklemeler, çıkartmalar ve düzenlemeler yapmak zorunda kalırlar.

Deyimsel İfadelerin Çevrilmesi

 

Deyimsel ifadeler bir şeyi özgün örnekler veya mecaz yoluyla açıklayan ifadelerdir. En önemlisi de bu özel ifadelerin anlamının, içerdiği kelimelerin gerçek anlamından yola çıkarak tahmin edilememesidir.

Birçok dil bilimi uzmanı deyimlerin çevrilmesi en zor olan öğeler olduğu konusunda hemfikirdir. Nitekim deyimler, makine çevirisi motorlarının asla bütünüyle çözemeyeceği bir sorun olarak görülüyor.

Yayıncılar tercihen, çevrilmesini planladıkları içeriklerdeki deyimsel ifadelerin sayısını sınırlandırmaya çalışmalıdır. Eğer kafa karıştırması olası bu ifadeleri tutmakta ısrarcıysalar işe alınan çevirmenlerin bu kültüre aşina olmasına özen gösterilmelidir.

Birleşik Kelimelerin Çevrilmesi

 

Birleşik kelimeler bir veya daha fazla kelimenin birleşmesi sonucu oluşur ancak birleşik kelimenin anlamı, kendisini oluşturan kelimelerin anlamını yansıtmayabilir. Birleşik kelimeleri üç ayrı grupta incelemek gerekir.

İlk gruptaki birleşik kelimeler, kendilerini oluşturan kelimelerin anlamıyla birebir aynıdır. “Havalimanı”, “yaya geçidi”, ve “deniz kıyısı” en bilindik örnekler olarak gösterilebilir. İkinci grupta ise birleşik kelime, kendisini oluşturan kelimelerin gerçek anlamının sadece yarısını ifade eder. Mesela “kitap kurtları” iyi bir kitaba dalıp gitmeyi sevseler de bu doyumsuz okurlar kitap okurken bir anda omurgasız bir canlıya dönüşmüyorlar.

Üçüncü gruptaki birleşik kelimelerin anlamı ise kendini oluşturan kelimelerin anlamıyla tamamıyla alakasızdır. Örneğin, İngilizcedeki “deadline (ölü+çizgi)” kelimesi bir şeyi teslim almak veya teslim etmek için son tarih anlamına gelir. Ölümle de çizgiyle de alakası yoktur. Ya da “kuşburnu” kelimesi ne kuşla ne de burunla ilgilidir.

Dile Özgü İsimlerin Çevrilmesi

 

Belirli bir eylem veya nesnenin birebir karşılığı bir dilde varken başka bir dilde olmayabilir. Örneğin, Amerikan İngilizcesinde ev sahiplerinin “misafir odası (guest room)” olarak adlandırdığı bir oda vardır. Burası davet ettikleri misafirlerin gece yatabileceği bir alandır.

Bu kavram başka dillerde de yaygın olarak bulunsa da çok farklı şekillerde ifade edilmektedir. Yunanların tek kelime ile “ksnona” dedikleri bu oda için İtalyanlar üç kelimelik “camera per gliospiti” öbeğini kullanılırlar. Bunu yerelleştirmenin ilk adımı olarak düşünebiliriz.

Çeviride Birden Fazla Anlam

 

Aynı kelime, cümlede kullanıldığı yere ve nasıl kullanıldığına göre birden fazla anlama gelebilir. Bu durum genellikle şu iki şekilde gerçekleşir:

Aynı biçimde yazılan ve telaffuz edilen ama anlamı farklı olan “homonim” yani eş sesli kelimeler (ör. Yüz koyunun derisini yüzdüm). Ya da aynı biçimde yazılan ama anlamı ve telaffuzu farklı olan “heteronim” kelimeler (ör. Dahi kişiler dahi bu zor soruyu çözemez).

İğneleyici İfadelerin Çevrilmesi

 

İğneleme genellikle gerçek anlamının tam tersini ifade eden keskin, acı sözler veya kırıcı sözlerdir. İğneleme başka bir dile kelimesi kelimesine çevrildiğinde sıklıkla anlamını kaybeder ve talihsiz yanlış anlaşılmalara yol açabilir.

Yayıncılar, çeviri öncesinde kaynak metindeki iğneleyici sözleri çıkartmalıdır. Ancak iğneleyici biçim içerikte gerekliyse yayıncı, metinde iğneleyici ifadelerin olduğu kısımları açıkça vurgulamalıdır. Böylelikle çevirmenler yanlış anlaşılmaları önleyebilir ve hedef dilde daha iyi anlaşılacak, bu kültüre ait bir deyim önerebilir.

 

ÇEVİRİ YÖNETİMİ NEDİR?

By Çeviri Blog Yazıları

 

Çeviri yönetimi nedir? Çeviri yönetimindeki çözümler nelerdir ve doğru çözümü seçtiğimizden nasıl emin oluruz? Bu soruların ve daha fazlasının cevabını burada bulabilirsiniz.

Çeviri Yönetimi Nedir?

 

Çeviri yönetimi, metinlerin ve başka dijital kaynakların çevirisinin sistematik bir süreç ile yönetilmesidir. Bu süreç, web sitelerinden uygulamalara kadar pek çok şeyi kapsayabilir. Burada amaç, motamot çeviri yapmaktan ziyade tüm dillerde ve bu dillerin lehçelerinde bağlamın ve anlamın düzgün bir şekilde korunmasını sağlamaktır. Çeviri yönetimi bir metni çevirmekten çok daha fazlasıdır. Çevrilmiş içerik, söz konusu metni ana dilinde okuyacak kişiye doğal gelecek şekilde biçimlendirilmeli ve yazılmalıdır.

 

Çeviri yönetimi iki şekilde yapılır: yazılım ile ve yazılım olmadan. Düşük teknoloji içeren metotta içerik, “string” adı verilen kelime, cümle veya birkaç paragraftan oluşan metin bloklarına ayrılır. Sonra string’ler bir dosyaya yazılır ve çevrilmesi için uzman çevirmenlerden oluşan bir Dil Hizmetleri Sağlayıcısı’na (LSP) gönderilir. Metinlerin çevirisi belirli bir bölge ve dil için içerik yaratmak amacıyla kullanılır ve buna yerelleştirme denir.

 

Alternatif olarak bir çeviri yönetim sistemi, yani çeviri yönetim yazılımı kullanabilirsiniz. Yazılım araçları, içeriğin çevrilmesi sürecini ve bu sürecin yönetilmesini kolaylaştırır. Çeviri yönetim yazılımları; yazarlara, tasarımcılara, proje yöneticilerine ve çevirmenlere bir arayüz ve iş akışı sunarak sadece şirketin büyümesine yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda yeni içeriklerin oluşturulması sürecinde daha iyi bir şekilde iş birliği yapılmasını da sağlar. Çeviri yönetim yazılımları, süreci hızlandırıp daha verimli bir hale getirirken aynı zamanda çeviri kalitesini de arttırmak amacıyla tasarlanmıştır.

 

Çeviri ve Yerelleştirme Arasındaki Fark Nedir?

 

Çeviri, bir dizi kelimeyi alıp onları başka bir dile çevirmektir. Yerelleştirme ise bir dilin bölgesel ve yerel varyasyonlarını hesaba katarak bunu bir adım ileri götürür. Örneğin, İspanyolcaya çevrilecek olan bir içerik İspanya’da kullanılacaksa İspanya İspanyolcası, Orta ve Güney Amerika’daki pek çok ülkede kullanılacaksa Latin Amerika İspanyolcasına çevrilecek şekilde yerelleştirilebilir. Dilin bölgesel varyasyonlarını dikkate alarak yapılan her bir dildeki yerelleştirmelerin tümünde içeriğinizin aynı anlamı taşıyacağından emin olabilirsiniz. Bu, “yaratıcı çeviri (transcreation)” denilen bir süreci de kapsar. Yaratıcı çeviri sayesinde reklam sloganı ve mottolar gibi dil kaynakları hizmet verdiğiniz tüm bölgelere uygun olarak çevrilir.

 

Çeviri Yönetimine Kimler İhtiyaç Duyar?

 

Çeviri yönetimi, farklı dillerin konuşulduğu birçok pazarda hizmet vermek isteyen her şirket için önemlidir. İçeriğinizi çevirmek ve yerelleştirmeler oluşturmak çeşitli kültür ve bölgeler arasındaki dil bariyerlerini aşmanın en iyi yoludur. İçeriği yerelleştirmek okurun kalitesiz bir çeviri yüzünden metinden uzaklaşmasını engeller. Web siteleri, uygulamalar, pazarlama materyalleri ve indirilebilir içerikler gibi dil kaynaklarının olduğu her yerde yerelleştirmeye ihtiyaç duyulur.

 

Nasıl Bir Çeviri Yönetimi Tercih Etmelisiniz?

 

İster dosyaları email ile göndermek olsun ister kurumsal bir yazılım çözümü geliştirmek olsun, sizin için uygun olan çeviri yönetim metodunu bulmak projenizin büyüklüğüne ve projeye dahil olan tarafların sayısına bağlıdır. Çevrilecek kaynak sayısı ve/veya dil ile lehçe sayısı arttığında ve çevirinin hızından ve doğruluğundan ödün verilmeye başlandığında çeviri yönetim yazılımlarının değeri anlaşılır.

 

GELENEKSEL YÖNTEM/ DOSYA İLE PAYLAŞMA METODU

String’lerin bir dosya içinde dil hizmetleri sağlayıcısına gönderilmesinin çeviri ve yerelleştirme için verimli bir yöntem olmadığını düşünebilirsiniz ama bu yöntem küçük projelerde verimli olabilir. Örneğin; İngilizce dilindeki on sayfalık bir web sitesinin İspanyolcaya çevrilmesi. Dil ve kaynakların sayısı arttıkça bu metot hızlı olmanın aksine hantal bir hale geliyorsa çeviri yönetim sistemini kullanmanın vakti gelmiş demektir.

 

ÇEVİRİ YÖNETİM SİSTEMLERİ/YAZILIMLARI

Çeviri yönetim sistemleri, kendi oluşturabileceğiniz ancak çok kaliteli olmayan bütçe dostu çözümlerden, bir profesyonelden yardım alarak özel geliştirilmiş kurumsal düzeydeki çeviri yönetim yazılımlarına kadar pek çok çeşitte karşınıza çıkabilir. Çeviri yönetiminde her sorunu çözebilecek tek bir yaklaşım yoktur ama hangi yaklaşımı kullanacağınıza karar verirken size yardımcı olacak belli başlı kurallar vardır.

 

Şirketinin yurt dışında açılması yolunda ilk dil bariyerini aşmaya çalışan bir girişimci için çeviri yönetimine dair kendi geliştirdiği pahalı olmayan bir çözüm yeterli olabilir. Daha köklü şirketler için ise ideal olan çeviri yönetim yazılımlarıdır. Üst düzey çeviri yönetim yazılımları, yerelleştirilmesi gereken içeriğe öncelik vermenize yardımcı olur, böylelikle daha yüksek getirili içeriklerin yerelleştirilmesine odaklanabilirsiniz. Hızlıçeviri, stil kılavuzu ve marka terminolojisi gibi dil kaynaklarınızı yönetmenize yardımcı olur, siz de yerelleştirilmiş içeriğinizin düzgün bir marka imajına sahip olduğundan emin olursunuz.

 

Sizin İçin Doğru Olan Kurumsal Düzeyde Bir Çeviri Yönetim Yazılımı Mı?

 

Çeviri yönetimine istinaden kurumsal düzeyde bir çözüm arayan şirketler genelde üç gruba ayrılır:

Çeviri Dünyasına Adım Atması Gerekenler: Şirketiniz hızla büyüyor ve işinizi büyütmek için içeriğinizi yerelleştirmeye başlamanız lazım.

Çeviri Kullanım Alanlarını Arttırması Gerekenler: İçeriğinizin bir kısmı hali hazırda çevrildi ve yerelleştirildi ama mevcut çözümleriniz ölçeklenebilir şekilde büyümenize olanak sağlamıyor.

Çevirisini İyileştirmesi Gerekenler: Uyguladığınız eski çözümler, artık pek de işe yaramayan yerelleştirme metotlarına dayanıyor.

Bir çeviri yönetim yazılımının kurumsal bir şirkete sunabileceği en önemli avantaj, asgari düzeyde çalışmayla hızlı ve kaliteli çevirilerin yapılmasına olanak sağlayan bir altyapıyı inşa etmesidir. En iyi yerelleştirme altyapısı, hem mevcut hem gelecekteki çeviriler söz konusu olduğunda gelişmeye ve ölçeklenebilir şekilde büyümeye elverişli olandır.

 

HIZLIÇEVİRİ HAKKINDA

Hızlıçeviri, verimli bir çeviri süreci sunmak amacıyla 2013 yılında kurulmuş yeni nesil bir çeviri platformudur. Hızlıçeviri, yalnızca çeviri hizmeti almayı kolaylaştıran bir websitesi değil, yeni çeviri teknolojilerinin geliştirildiği yenilikçi bir platformdur.

BİZİ FARKLI KILAN NEDİR?

Hızlıçeviri tüm dillerde ve bölgelerde hizmet verir.

Geliştirdiğimiz teknolojiler, insan hatalarının minimum düzeye indirilmesini ve müşterilerimizin de çeviri süreçlerini kolayca yönetmelerini sağlar.

Dünyanın pek çok farklı yerinden yetenekli dil uzmanları, hızlı ve kaliteli bir çeviri için akıllı platformumuzda çalışıyor.

Bir sonraki adımı atmaya hazır mısınız? Bizimle iletişime geçebilirsiniz.

PAZARLAMA EKİPLERİNİN YERELLEŞTİRME UZMANLARINDAN BEKLENTİSİ

By Çeviri Blog Yazıları

Pazarlama ekipleri ve yerelleştirme ekipleri daha güçlü, daha verimli ve küresel bir gelecek inşa etmek için birlikte nasıl çalışabilir? İşte cevabı burada.

Pazarlama ekipleri, şirketlerinin tüm pazarlarda başarılı olmasını sağlamak için yerelleştirme ekiplerinin uzmanlığına ihtiyaç duyarlar. Pazarlama ve yerelleştirme ekipleri küresel bir kuruluşun başarısı için esastır. Ekiplerden biri, diğeri olmadan küresel ölçekte çalışamaz.

Yerelleştirme pazarlamanın hızına nasıl yetişebilir?

 

Buradaki anahtar nokta, yerelleştirme sürecini ölçeklenebilir bir biçimde oluşturmak. Pazarlama ekipleri, yerelleştirme ve çeviri ekiplerine yardımcı olabilmek için markayı ve diğer ekiplerin alanlarını bilmelidir. Marka kılavuzları ve terim sözlükleri gibi dil kaynakları, çeviri ve yerelleştirme ekiplerini işe alıştırma sürecinde yararlı olabilir. Bu kaynaklar, piyasaya sürülme süresini önemli ölçüde hızlandırabilir ve dışa dönük iletişimin tutarlı olmasını sağlayarak küresel marka devamlılığına da katkı sağlar.

Pazarlamaya ayak uydurmanın yanı sıra ürün ekipleri ile uyumlu olmak da müşterilerle iletişim kurmaya yardımcı olur. Böylelikle, yeni ürün özellikleri piyasaya sürüldüğünde yerelleştirme ekibinin müşterilerde en çok yankı uyandıracak stratejileri planlamak için yeterince vakti olur.

Pazarlama ekibi, yerelleştirme ekibinin işini kolaylaştırmak için neler yapabilir?

 

DYNAMIC WORKFLOWS

Dil hizmetleri ajansı veya yükleniciler ile çalıştığınızda kullandığınız, teslim tarihi konusundaki beklentinizi de içeren standart bir sözleşme bulunur. Ancak güncel kalmak için içeriğin daha hızlı teslim edilmesi gereken zamanlar da olabilir. Bu nedenle pazarlama ekibi için esnek bir iş akışı oluşturmak hayati önem taşıyor.

Dynamic Workflows esnek iş akışı oluşturmak için kullanabileceğiniz mükemmel bir araç. İstediğiniz gibi bir iş akışını hızlıca oluşturma ve projeleri “acil” olarak işaretleme imkanı sunuyor. Böylece proje, daha hızlı teslim edilebilmesi için otomatik olarak başka bir iş akışına yönlendiriliyor.

 

GÖRSEL BAĞLAM

Görsel kaynaklar, yerelleştirme ekibine bağlam hakkında fikir vermesi açısından faydalıdır. Ayrıca, çevirinin ilk seferde doğru olmasını sağlamak için en iyi yöntemlerden biridir. Pazarlama ekipleri, hatta ürün ve kullanıcı deneyimi tasarım ekipleri örnek model, taslak, ekran görüntüsü veya video kayıt gibi görsel kaynakları paylaşırlarsa çevirmenler nasıl bir çeviri yapılması gerektiğini daha iyi anlayabilir. Elinizde görsel bir kaynak yoksa, string talimatları veya ürünlere göre değişen etiketlemeler gibi metin talimatları da yararlı olabilir.

 

AÇIK BİR GERİBİLDİRİM DÖNGÜSÜ

Geribildirim süreci de pazarlama ekiplerinin, yerelleştirme ekibinin işini kolaylaştırmak için kullanabileceği başka bir yöntem. Örneğin, dil hizmeti yazılımlarını Slack veya başka bir iletişim aracına bağlayarak geribildirim sürecindeki aracıları da ortadan kaldırabilirsiniz. Böylelikle, mühendislerinizin soru sormak veya açıklama istemek için daha hızlı bir şekilde dilbilimcilerle doğrudan iletişime geçme imkanı olur.

 

Dil kaynakları, Dynamic Workflows, görsel bağlam ve açık bir geribildirim döngüsü gibi bahsettiğimiz tüm kaynaklar ve süreçler bir araya geldiği zaman, daha düşük fiyatla daha kaliteli bir çeviri ve daha kısa piyasaya sürülme süresi elde edebilirsiniz.

 

Yerelleştirme İçin Hangi Ölçütler Önemlidir?

 

KALİTE ÖLÇÜTLERİ

Kaliteyi ölçmek markalar açısından zorlu olsa da çeviri kalitesi, yetersiz olması durumunda müşterilerin ürününüze veya hizmetinize karşı duydukları güveni sarsabileceğinden dolayı elzemdir. Kalite öznel olabileceği için en baştan kalite ölçütü oluşturmak, hedeflere ulaşıp ulaşmadığınızı ölçmenize yardımcı olur.

 

HIZ

Hız ölçümü bir projenin ne kadar süreceğini belirtir. Hız takibi yaparak duraksamaları tespit edebilir ve iş akışınızı geliştirmenin yollarını arayabilirsiniz.

 

KELİME BAŞI ÜCRET

Yatırım getirisi (ROI) ile doğrudan ilişkili olması nedeniyle kelime başı ücret takibi yapmak da esastır. Markanızın önceden çevrilmiş tüm içeriklerinin bulunduğu ve sürekli büyüyen bir veri tabanı olan çeviri belleği, çeviri hacminiz arttıkça kelime başı ücretin düşmesini sağlar. Çeviri belleği ne kadar büyük olursa çeviri süreci daha otomatik bir hale gelir ve bu da çevirinin daha hızlı teslim edilmesini sağlar.

 

Çeviri işlerinizi emanet edeceğiniz bir dil hizmeti sağlayıcısında neler ararsınız?

 

Dil hizmeti sağlayıcısının markanız hakkında kapsamlı bilgiye sahip olması, marka sesinizi ve ürün olanaklarınızı küresel kitlenize anlaşılır bir biçimde çevirebilmesi genellikle çevirilerinizi onlara emanet edebileceğiniz anlamına gelir. Önemli olan dil hizmeti sağlayıcısının içeriğinizi, müşterilerin kaynak içeriğin amacıyla ilişki kurabileceği şekilde çevirip çeviremediğidir.

Son olarak, en iyi çevirilerin, pazarlama ekiplerinin çevirmenleri, çevirmenlerin de pazarlama ekiplerini ekibin bir parçası olarak gördüğü zaman ortaya çıktığını unutmayın!

Louvre

Fransa Hakkında Bilmeniz Gereken 5 Şey

By Çeviri Blog Yazıları

Fransızca Dünyada En Çok Konuşulan 5 Dilden Birisidir

 

İngilizceden sonra en çok öğretilen dillerden birisi olan Fransızca, ayrıca dünyada 75 milyondan fazla kişinin ana dilidir. Kanada, İsviçre, Lüksemburg, Belçika, gibi birçok ülkenin resmi dili Fransızcadır. Afrika’da milyonlarca insanın ana dilidir ve Afrika’daki Fransızca konuşan insan sayısı, Fransa’da Fransızca konuşan insan sayısından fazladır.

Ayrıca  dünyanın en hızlı yaygınlaşan dillerinden birisi de Fransızcadır. 2050 yılına kadar 750 milyon insanın Fransızcayı konuşması bekleniyor. Financial Times’a göre Fransızca, işletmeler arasında en rağbet gören dillerden biri olarak gösteriliyor.

Fransa Dünyanın En Çok Ziyaret Edilen Ülkesidir

 

Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Turizm Örgütünün verilerine göre Fransa dünyada en çok ziyaret edilen ülkedir. Her yıl yaklaşık 89 milyon kişinin ziyaret ettiği Fransa, gerek kültürel gerekse tarihsel olarak insanların ilgisini çekmektedir.

Paris ise Fransa’ya gelen turistlerin ilk durak noktasıdır. 2019’da Paris şehrini 19 milyondan fazla turist ziyaret etmiştir. Her yıl sürekli olarak artan ziyaretçi sayısıyla Paris dünyada en çok ziyaret edilen ilk 10 şehir arasında yer almaktadır.

Fransa Dünyanın En Büyük Sanat Müzesine Sahiptir

 

Fransa’da ki Louvre Müzesi, dünyanın en büyük sanat müzesidir. 8 farklı bölümden oluşan Louvre Müzesi koleksiyonu, sadece 35.000’i gösterime sunulan 380.000’den fazla sanat eserine ev sahipliği yapmaktadır. Bu müze o kadar büyük ki, her bir sanat eserine 30 saniye bakmak isteseniz tüm müzeyi gezmeniz yaklaşık 100 gününüzü alır.

Müzedeki tüm sanat eserlerinin %66’sını Fransız sanatçılar oluşturmuştur. Mona Lisa, Medusa’nın Salı, Venüs de Milo gibi önemli sanat eserleri bu müzede sergilenmektedir.

Fransız Gastronomisi 2010 Yılında UNESCO Dünya Mirası Statüsüne Layık Görüldü

 

Fransa, 2010 yılında UNESCO tarafından insanlığın somut olmayan kültürel mirası listesine eklenen yemekleri ile ünlüdür. On yedinci yüzyılda François Pierre La Varenne ve Marie-Antoine Carême Fransız mutfağını, diğer kültürlerin etkisinden arındırmak amacıyla Fransız mutfağının temellerinden hareket ederek günümüz Fransız gastronomisinin temellerini atmışlardır.

Ayrıca Fransız halkı için peynir önemli bir yere sahiptir. Fransa’da yasalarca koruma altına alınan 50’den fazla ve toplamda 1000’i aşkın peynir çeşidi bulunuyor ve neredeyse her bölgenin kendine özgün bir peynir çeşidi var.

Fransızlar Her Yıl Ortalama 11 Milyon Kadeh Şarap İçiyor

 

Tabii ki Fransa sadece mutfağıyla ünlü değil, aynı zamanda dünyanın en iyi şaraplarından bazıları da burada üretiliyor. Dünyadaki tüm ülkeler arasında, Fransa en çok şarap tüketen ikinci ülkedir. Toplamda, Fransızlar yılda yaklaşık 25 milyon hektolitre şarap tüketiyor. Yaklaşık 30 milyon hektolitre tüketen Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra ikinci sıradalar. Şarap Fransızların günlük yemek rutinleri arasında en çok tüketilen içeceklerden biri. Öğle ve akşam yemeklerinin yanında Fransızlar için şarap olmazsa olmazdır.

Yılda ortalama 7 milyar şişe şarap üretilen Fransa’da on şarap üretim bölgesi bulunur. Gelişmiş bir şarap endüstrisine sahip Fransa’nın en ünlü şarapları arasında Bordeaux, Champagne, Korsika, Savoy ve Rhone yer alıyor.

 

 

intercultural

KÜLTÜRLERARASI İLETİŞİM RUTİNLERİNDEKİ FARKLILIKLAR

By Çeviri Blog Yazıları

GİRİŞ

 

Türk Dil Kurumu’nun, Güncel Türkçe Sözlük’ündeki ilk anlamına göre iletişim; duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon anlamına gelir. Başka bir deyişle sosyal bir varlık olan insanın, kendini aktarabilmek ve anlatabilmek için kullandığı yöntemlerin bütününe iletişim adını veririz. Her bireyin kendine özgü bir iletişim yöntemi olduğu gibi toplumların da kendine özgü iletişim biçimleri ve anlatım olanakları vardır.  Bu yöntemler; kişinin ve toplumun kültürel kodlarıyla doğrudan ilişkilidir. Çevresel faktörler, yaşanılan yerin iklimi, yaşanılan yerin tarihi gibi fiziksel ve sosyolojik etmenler kültürel yapıyı oluştururken iletişim biçimlerini de kendi doğalında kurmuş olur.

Her toplumun, kendi kültürel kodları çerçevesinde oluşturduğu iletişim biçimleri vardır. Bu yapının sağlıklı ilerleyebilmesi, yani anlaşmak için doğru iletişim kurmak şarttır. Doğru iletişim kurabilmenin anahtarı da iletişim kurmak için kullanılan dilin yerel özelliklerini bilmekten geçer. İletişim kurmak için seçilen dile özgü ne kadar çok deyiş, söyleme kalıbı ve yerel özellik bilirsek o kadar sağlıklı ve doğru iletişim kurmuş oluruz.

Bir toplumun kendine has dilsel bir davranış modeli geliştirmesi de yukarıda saydığımız kültürel kodlarının bir araya gelmesiyle sayesinde olur.  Bu kodlar; selamlaşma, vedalaşma ve hitap etme gibi temel iletişim modellerini oluşturmak için kullanılır. Temel iletişim modelleri; toplumların yerleşmiş davranış kalıplarından çıkar. Bu davranış kalıplarına iletişim rutinleri  adı verilir.

İletişim rutinleri iletişimde olan insanların; yaşlarına, cinsiyetine, eğitim düzeylerine, birbirlerine göre olan sosyal konumlarına, samimi olup olmamalarına göre değişiklik gösterir. İletişime geçilmesi, devam ettirilmesi ve iletişimin bitirilmesi bu rutinler aracılığıyla gerçekleşir. Bu rutinler tabii ki toplumdan topluma göre farklılık gösterir. Bu farklılıkların getirisi olarak iletişimde; ayrımlı yorumlar, yanlış anlaşılmalar ya da anlaşmazlıklar yaşanabilir. Yaşanan bu olumsuz durumlara Doğan Cüceloğlu’nun deyimiyle iletişim kazaları adı verilir.

İletişimde olan bireyler birbirlerinin iletişim davranış biçimlerine hakim değilse ya da bilmiyorsa, karşısındakinin tavrını kendi toplum normlarına göre yorumlar ve anlar. Bu yüzden iletişim kazaları en çok, kültürlerarası iletişimde kendini gösterir. Karşılıklı olarak iletişimde olan iki birey, birbirinin kültürel kodlarını bilmiyorsa ya da bilgisi yetersiz kalıyorsa karşılıklı olarak ön yargı gelişebilir, birbirine kırılıp gücenebilir ve iletişim bozulabilir.

Gündelik yaşamda en çok kullanılan iletişim kalıpları arasında; selamlaşmayı, hitap etmeyi ve vedalaşmayı sayabiliriz. Bu kalıpların kullanım biçimi aynı zamanda o toplumun görgü ve nezaket kurallarının da nasıl işlediğinin göstergesidir.

 

Bir Kültürel Yansıma Olarak Selamlaşma

Karşılıklı iletişimi başlatan ve ilişkilerin gelişmesini sağlayan önemli kalıplardan biri selamlaşmadır. Selam vermek, selamlaşmak her dilde kendine yer bulmuştur. İletişim selam alınmasıyla başlar, selam verilmesiyle son bulur. Bu sebepten ötürü selamlaşmaya; iletişimin ön sözü ve son sözü de diyebiliriz. Selamlaşmanın kültür içi iletişimdeki başat yeri, kültürler arasındaki konumunda da geçerlidir.

Selamlaşma şekilleri toplumdan topluma göre farklılık gösterir. Bu farklılıklar; o toplumun kültürel yapısına, diline, kültürü oluşturan değer yargılarına, gelenek, göreneklerine bağlı olarak ortaya çıkar. Her toplum, selamlaşma kalıplarını bu özellikler üzerine kurmuştur. İletişim zamanına, mekanına ve ortamına bağlı olarak bireyler, dil yetkinliklerini kullanarak kendileri için uygun olan selam türlerinden bir ya da birkaçını iletişim halindeyken kullanırlar.

İletişimde olunan zaman dilimine bağlı selam ifadeleri olduğu gibi, zamandan bağımsız, günün her anında kullanılabilen ifadeler de vardır. Bu, hemen hemen her dil ve kültür için geçerlidir.

Örneğin,  Türkçedeki “günaydın/iyi sabahlar”, “iyi günler”, “iyi akşamlar” ve “iyi geceler” gibi günün belirli zamanları için kullanılan selam türleri, Almancada da sırasıyla “guten morgen”, “guten tag”, “guten abend” ve “Gute Nacht” sözcükleriyle karşılanır.

Ancak her selamlaşma türünün her dilde karşılığı olmayabilir. Örneğin; Türkçede genelde önceki nesillerde yaygın kullanılan “hayırlı sabahlar”, “hayırlı geceler,” ifadelerinin Almancada karşılığı yoktur. Zamandan bağımsız, günün her anında kullanılan “merhaba” ya da “selamünaleyküm” şeklindeki selamlaşma ifadeleri Almancadaki, “guten tag”/hallo ve “grüß gott” kelimeleriyle eşleştirilmektedir. Ancak yine de belirtilen selam biçimlerinin kullanımları zaman zaman değişkenlik gösterebilir.

Sözlü selamlaşmanın, dünyada kullanılan dillere bakıldığında, kısaltılarak ifade edilmesi yönünde  bir eğilim gösterdiği yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Örneğin Almancada günlük dil rutininde “guten Morgen” ifadesinin yerine kısaltılmış olan “Morg’n” sözcüğünün, “guten Tag” yerine “Tag”, “guten Abend” yerine ise “n’Abend” eksiltili sözcüklerinin kullanıldığını görmekteyiz.

Göz teması kurmak, tokalaşmak, reverans yapmak ya da el öpmek gibi davranışlar selamlaşma sırasında bütünleme görevi görürler. Bu davranış biçimlerinin selamlaşmayla birlikte uygulanması yine o toplumun yerel kodlarıyla doğrudan bağlantılıdır. Örneğin; göz teması kurmak, tokalaşmak ve reverans yapma davranışlarının kodları hem Türk kültürüne hem de Batı kültüründe aynıdır. Fakat “el öpme” ritüeli diğer iletişim biçimlerinden kültürel kod olarak ayrılır.

Batılı toplumlarda “el öpme davranışı”, erkek bireylerin kadın bireylerle tanışırken nezaket gereği yaptıkları bir davranış biçimidir. Bir centilmenlik göstergesi olarak kabul edilen el öpme davranışı Türk kültüründe saygıyı ifade eder. Kendinden yaşça büyük bireylerin elini öpüp alnına götürmek Türk kültüründe yaygın görülen bir gelenektir. El öpen veya eli öpülen kişinin cinsiyetinin davranışın uygulanma biçimi bakımından önemi yoktur.

İletişimi Sonlandırma Biçimini Belirleyen Vedalaşma

Selamlaşmanın aksine vedalaşma; her kültür ve dilde farklılık gösterir. Belli başlı kullanılan ifade kalıpları kültürlerarası geçişte basit iletişimi sağlasa da, anlamsal açıdan önemli farklılara sahiptir. Örneğin, Almancada, toplumun her kesiminde vedalaşırken “Auf Wiedersehen” ifadesi kullanılır. Bu sözcük Türkçe sözlüklerde “Allaha ısmarladık”, “Hoşça kal/ın!“ veya “Hadi Eyvallah!“ , “Güle güle!”, “Selametle!” gibi oldukça farklı ifadelerle kendini gösterir.

Türk Toplumu’nda iletişime başlarken kullanılan “iyi günler”, “iyi akşamlar” veya “iyi geceler” gibi ifadeler vedalaşırken de kullanılabilir. Ancak bu durum batı kökenli diller açısından geçerli değildir. Örneğin Almancada “Gute Nacht” (iyi geceler) ifadesi vedalaşma ifadesi olarak kullanılır fakat bu durum “guten Abend” (iyi akşamlar) ve “guten Tag” (iyi günler) ifadeleri için geçerli değildir. Bu nedenle, Türklerin günlük yaşam rutininde sıkça kullandığı veda selamlarından birisi olan “iyi günler” sözü, Almanlar tarafından garipsenen dilsel bir davranış tutumudur.

Türk kültürüne özgü olarak, veda eden kişi tarafından söylenen “hoşça kal/ın”, “sağlıcakla kal/ın” şeklindeki ifade kalıplarıyla, onlara cevap olarak verilen “güle güle”, “gidin/varın sağlıcakla” ya da ayrılan kişinin arabayla gidecek olması durumda tercih edilen yolun/uz açık olsun”, ya da Anadolu’ya özgü bir deyiş olarak kullanılan “uğurlar olsun” biçimindeki ifadelerin batı kökenli dillerde tam karşılığı bulunmamaktadır. Bu tip durumlar, o topluma ve kültüre özgü dilsel davranış biçimleri olarak ifade edilir.

 

Hitap Şekilleri            

Hitap Şekilleri günlük hayatın en önemli rutin dil davranışlarından biridir. Diğer ifade biçimlerinde olduğu gibi hitap şekilleri de; kullanıldığı dilin yöresel yapısına, insanların birbirleriyle olan ilişki biçimlerine, yaşlarına, medeni hallerine, cinsiyetlerine göre farklılık gösterir.

Hitap şekillerindeki farklılıklar, aynı kültüre mensup bireyler arasında kurulan iletişimde bir dil problemine ya da iletişim arızasına sebebiyet vermezken kültürlerarası iletişimde dikkat edilmezse ciddi iletişim kazalarına neden olabilir.  İletişimde olan bireyler, karşılarındaki kişi ya da kişilerin kültür kodlarında var olan hitap şekilleri hakkında bir bilgiye sahip değilse kendi kültüründe kullandığı hitap şekillerini uyarlayarak iletişimi devam ettirme çabasına girerler.

Farklı toplumlarda aynı ya da benzer hitap şekilleri olabileceği gibi, bir toplumda son derece doğal olan ve yaygın kullanılan bir hitap şekli bir başka toplumda, kültür farkından dolayı ayıp kabul edilebilir ya da yadırganabilir hatta kabul edilemez olarak bile değerlendirilebilir.

Örneğin, Türk kültüründe, aralarında bir kan bağı olmamasına rağmen tanıdığınız birine “Hasan (Bey) Amca”, “Zeynep (Hanım) Teyze” ve benzeri şekillerde hitap etmek çok sık karşılaşılan bir ifade yöntemidir.

Batı kökenli dillerde, örneğin Almancada, genellikle aralarında formal bir ilişki biçimi bulunan bireyler birbirlerine soy isimlerini kullanarak hitap ederler. “Herr Hoffman”, “Frau Katz”, “Mister Fuchs” “Madame Sachs,” gibi.  Türk kültüründe ise aralarında resmiyet bulunan bireyler birbirlerine ilk isimlerinin sonuna getirdikleri unvanlarla hitap ederler. “Ahmet Bey”, “Zahra Hanım” gibi.

Almanca ve Türkçe arasındaki iletişim farklılıklarından biri de, Alman gençlerin ya da çocukların kendinden yaşça büyük biriyle konuşurken ona ismiyle hitap etmesidir. Bu hitap şekli Türkçede nezaketsiz bir davranış olarak kabul edilir. Türkçede akraba olup olmadığına bakılmaksızın, bir bireyin kendinden yaşça büyük birine “Ağabey” “Abla” , “Amca” , “Teyze” unvanlarından biriyle hitap etmesi beklenir. Kendinden yaşça büyük birine adıyla seslenmek ya da adının sonuna “Bey” “Hanım” unvanlarından birini getirip seslenmek nezaketsizlik olarak görülür.

Diğer ifade biçimlerinde olduğu gibi hitap şekilleri de, içinde bulunduğu dilin yapısına, kullanıldığı toplumun kültürel kodlarına, dilin günlük yaşam rutinlerine göre farklılık gösterir. Bir kültürde kabul gören, saygı duyulan biçim; diğer kültürde nezaketsiz bir davranış olarak adlandırılabilir.

 

Sonuç

İletişimin ana yapısını meydana getiren ve en belirgin günlük yaşam rutinleri arasında yer alan selamlaşma, hitap ve vedalaşmayla ilgili sözlü/sözsüz davranış biçimleri, içinde bulunulan topumun dinamiklerine göre farklılık gösterir. O toplumu ahlak anlayışı, sosyal hayata bakışı, insan ilişkileri, kültürel kodları bu dinamiklerin oluşmasındaki en önemli faktörler arasında yer alır.

Bir toplum normunda “uygun” ya da “yerinde” kabul edilen bir dil davranışı, diğerine göre “uygunsuz”, “yersiz” olabilir. Bu yüzden özellikle kültürlerarası iletişimde en azından günlük yaşam rutinleriden kullanılan hitap şekillerini bilmek faydalı olacak, yaşanması muhtemel iletişim kazalarını engelleyecektir.

Türk Dili, batı kökenli dillerle karşılaştırıldığında zengin olmasıyla dikkat çeker. Bir şeyi söylemenin birden fazla ifade biçimi vardır. Bu biçimler yerel ağızlara, şivelere göre de farklılık gösterir. Bu farklılıklar dilimizi zengin ve etkili kılar.

Sonuca geldiğimizde şunu söyleyebiliriz, Farklı bir dil öğrenmek, aslında farklı bir kültür öğrenmek demektir. Bir kültürü doğru öğrenebilmenin yolu ise o kültüre özgü iletişim davranışlarına hakim olmaktan geçer. Kişi; ne kadar farklı kodu, ne kadar farklı ifade biçimini öğrenirse o dili de o kadar rahat konuşur ve yazar. Bu durum doğabilecek iletişim kazalarından da kişiyi korumuş olacak, sağlıklı bir iletişim yürütmesini sağlayacaktır.

Ofis Ergonomisi İçin 8 İpucu

By Çeviri Blog Yazıları No Comments

Masa başı işlerin sağlığımıza zarar verdiğini hepimiz biliyoruz. Geçtiğimiz yıl ofis ergonomisi üzerine ABD’de yapılan bir araştırmaya göre çok uzun süre oturmak, ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bütün gün oturmak yerine çalışırken ayakta durma ve oturma alternatiflerini düşünün. Yeni çıkan birçok ayarlanabilir masa bu ayarları çok kolay yapmanızı sağlıyor.

Otururken omurga sağlığınızı korumak için gerekli adımları attığınızdan emin olun. Ofis ergonomisi için aşağıdaki noktaların dikkate alınması, gün içindeki rahatlığınızda önemli bir değişiklik yaratacaktır.

Duruşunuzu kontrol edin.

Dirseğinizin üst kısmının omurganıza paralel ve elleriniz masa yüzeyine dayalı olacak şekilde masanıza mümkün olduğunca yakın oturun.Bu noktada, dirseklerinizin 90 derecelik açıda olduğundan. Eğer değilse, gerektiği şekilde çalışma sandalyenizi daha yükseğe veya alçağa ayarlayın. Aynı zamanda bacaklarınızın da dizlerinizle 90 derecelik açıda olduğundan emin olun. Bu ideal duruşu mümkün olduğunca sürdürmeye çalışın ve bu duruşu bozduğunuzu fark ederseniz, ayağa kalkarak ve esneyerek mola verin.

Çok yüksekte oturmayın.

Günün sonunda, insan bilekleri ortalama olarak yüzde 6 ile 8 arasında şişer. Sırt, bacak veya dolaşım sorunları olan hastalar yüzde 10 ile 15 arasında şişliğe maruz kalabilirler. Çok yüksek bir sandalyede oturmak bilek şişliği ihtimallerini artırabilir.

Yerden 40-50 cm yükseklikte olan koltuklar çoğu çalışan için uygundur. Sandalyenizin yüksek olup olmadığını görmek için parmağınızı sandalyenizin ön tarafında bacağınızın altına koyun. Eğer bunu kolayca yapabiliyorsanız sandalyeniz muhtemelen iyi bir yüksekliktedir. Eğer bacağınızla sandalye arasında bir parmak genişliğinden daha az boşluk varsa, sandalyeniz muhtemelen çok yüksektir.

Belli durumlarda ayaklarınızı yukarı kaldırın.

Eğer çok yüksek ve ayarlanamayan bir sandalye veya masadan dolayı ayaklarınızı yerden kaldırmak zorunda kalırsanız bir ayak desteği kullanmayı düşünün ve gün boyunca ayaklarınızı havada tutmak yerine ayaklarınızı dinlendirin. Ayak desteği kullanmak ayaklardaki baskıyı düşürür ve bu da gün sonunda ayak ağrılarınızı azaltır.

Koltuğunuzun derinliğini kontrol edin.

Koltuğunuzun derinliği hakkında düşündüğünüz bir şey olmayabilir fakat koltuk derinliğinin doğru olması sırt ağrınızda bir farklılık yaratabilir. Koltuk derinliği koltuğunuzun arka kenarıyla ön kenarı arasındaki uzunluk anlamına gelmektedir.

Uygun koltuk derinliğini belirlemek için ilk olarak sandalyenize tam olarak yaslanarak oturun. Sandalyenizin ön kenarıyla baldırlarınız arasındaki boşluğu kontrol edin. Sandalyenizin ön kenarıyla baldırınız arasında kan dolaşımı için yeterli boşluk varsa sorun yok demektir. Baldırınız ve bacağınız sandalyeye yapışıksa muhtemelen koltuğunuz çok derindir. Belinizi desteklemek için koltuğunuzun arkasını ileriye hareket ettirmek, arasına yastık ya da destek koymak veya yeni bir çalışma sandalyesi satın almak bu sorunu ortadan kaldırabilir.

Sırtınızı destekleyin.

Sırt desteği birçok ergonomik sandalyenin temel odak noktasıdır fakat sırtı destekleme açısından bir sandalyeyi ideal kılan bazı özellikler vardır90 dereceyi geçen veya 90 derecelik bir açıyla sırt desteği sağlamak ve sandalyede arkaya yaslanırken sırtınızı ileri doğru iten desteğe sahip olmak. Bel desteği kamburlaşmayı önleme ve belinizdeki yükü en aza indirmede önemlidir. Bu nedenle, ideal ergonomik çalışma sandalyesinin arkalığı genellikle 30-50 cm genişliğindedir.

Duruşunuza dikkat edin.

Genelde, çalışanlar büyük sırt desteği olan sandalyeler kullanır fakat bu özelliklerden yararlanmazlar çünkü sandalyenin ucuna otururlar. Kalçanızı sandalyenin arka tarafına yaslamak için bilinçli bir çaba harcayın ve omber disk ve belin diğer yapılarına fazladan baskı yapan çökük veya kambur duruşlardan kaçının.

Ekranınızın yüksekliğine dikkat edin.

Sandalyeniz masanızın boyuna göre ayarlandığında, bacaklarınız  rahatladığında ve sırtınız desteklendiğinde, gözlerinizi kapatın ve derin bir nefes alın. Gelişigüzel gözleriniz kapalı ileri doğru bakın ve sonra bilgisayar ekranınızın ortasına odaklanmış şekilde gözlerinizi açın. Ekranınızı bakışınıza dik olacak şekilde ayarlayın. Eğer dizüstü bilgisayarınızı yukarı kaldırmanız gerekiyorsa kitap yığını ya da küçük bir kutu kullanmayı deneyin, böylece boyun tutulması ihtimalini azaltmış olursunuz.

Kol dayanağınızı ayarlayın.

Kol dayanakları boyun ve omuz tutulmalarını azaltmada ve sandalyenizde öne doğru kambur durma ihtimalini azaltmada önemli bir rol oynamaktadır. Kol dayanağını, kollarınızın omuzların hizasına kaldırıldığı noktaya ayarlayın. Bu sayede kol dayanağının dirseği desteklemesini ve omuzlardaki yükün azalmasını sağlayacaktır. 

Serbest Çevirmen Olarak Güven İlişkisi Kurmanın Yolları

By Çeviri Blog Yazıları No Comments

Serbest çevirmen olarak çalışanların büyük çoğunluğu, serbest çalışmanın en büyük zorluklarından birinin müşteri bulmak olduğunu söyler. Haklıdırlar da. Fakat bundan daha önemli bir nokta var: Hem mevcut çeviri ve yerelleştirme firmaları, hem de doğrudan müşterileri güven ilişkisi kurarak korumak. Peki bir çevirmen bunu nasıl başarabilir? Bu yazıda en önemli dört başlığa odaklanalım.
Read More

Kurumsal Firmalarda Yeni Pozisyon: Çeviri Yöneticisi

By Çeviri Blog Yazıları No Comments

Özellikle uluslararası çapta faaliyet gösteren firmalarda içerik çevirisi çok büyük önem taşıyor. Bu firmalar bazen bir web sitesinin, bazen üretilen ürüne ait bir kullanım kılavuzunun veya ithalat-ihracat belgelerinin çevirisine ihtiyaç duyuyorlar.

Peki bu çevirileri başlatma, kontrol etme ve onaylama görevi bahsettiğimiz firmalarda kimlere düşüyor? Tamamen belirsiz!

Bu kişi eğer çevrilmesi gereken dosya kullanım kılavuzu ise üretim müdürü, web sitesi ise pazarlama müdürü olabiliyor. Tabii bu kişilerden hiçbirinin ana işi veya uzman olduğunu iddia ettiği alan “çeviri” değil.

Read More