Skip to main content

ÇEVİRİ VE YERELLEŞTİRME ARASINDAKİ FARKLAR

 

Çeviri ve yerelleştirme bir madalyonun iki yüzü gibidir. Bu iki uygulama arasındaki farkı ise şu şekilde ele alabiliriz:

İçeriklerini farklı bir dile uyarlamak isteyen markaların iki seçeneği vardır: çeviri ve yerelleştirme. Her ikisi de yeni kitlelere ulaşmak için markanızın mesajını bir nevi farklı dillerde yeniden yazmak anlamına gelir. Bu nedenle benzer süreçler gibi görünseler de çeviri ve yerelleştirme oldukça farklıdır.

Bu yazımızda çeviri ve yerelleştirmenin en belirgin farklarını ve bu iki sürecin, markanızın yeni kitlelere bambaşka yollarla ulaşmasını nasıl sağlayabileceğini ele alacağız.

Çeviri ile yerelleştirme arasındaki fark nedir?

 

Çeviri ile yerelleştirme arasındaki farkı öğrenmek istiyorsanız doğru yoldasınız.

Tıpkı Amerikan futbolunun bir spor dalı oluşu gibi çeviri de yerelleştirmenin dallarından sadece biridir. Ancak, yerelleştirme de spor gibi geniş bir kavramdır. İçinde, içeriklerin uluslararası anlamda bambaşka kitlelere hitap etmesini sağlayabilecek birçok yöntem barındırır.

Çeviriyi başlangıç noktası olarak kabul edebiliriz.

Yani, çeviri sayesinde yazıya dökülmüş sözcükler bir dilden başka bir dile aktarılır. Yerelleştirme sürecinde ise içeriğin anlamını tümüyle yeni bir kültüre uyarlamak için farklı yöntemler kullanılır.

İçerik harfi harfine çevrildiğinde hedef kitle için bir şey ifade edebilir de etmeyebilir de. Örneğin, “Seçmelerde favoriniz biz olalım” reklam sloganını ele alalım. Amerikalılar burada takımların öncelikle favori oyuncuları seçtikleri NFL ve NBA seçme sisteminden bahsedildiğini kolayca anlayabilir.

Ama Amerika dışında seçme sözcüğünün spesifik bir anlamıyla karşılaşmak güçtür. Kısacası, yerelleştirme içeriğin vermek istediği asıl mesajla ilgilenir ve “bizi seçin” demenin en iyi yollarını arar.

Yerelleştirme Sürecinde Görsel İçerikler

 

Yerelleştirme sürecinde görsel içerikler de uyarlanabilir. Örneğimize geri dönelim: Diyelim ki reklamda, üzerinde futbol kalesi bulunan şirket kapısından koşarak giren bir müşteri var.

Eğer reklam metni artık seçme sisteminden bahsetmiyorsa resim de pek bir şey ifade etmeyecektir. Ayrıca, futbol her ülkenin kültürüyle özdeşleşmiş bir spor değildir. Orijinal metindeki slogan (“Bizimle zafere koşun!” gibi) çok evrensel bir kalıp olsaydı bile resmin yeni kitleye hitap edecek şekilde değiştirilmesi gerekirdi.

 

Düzen ve Format Yerelleştirme Sürecine Dahildir

 

Düzene ilişkin ayarlamalar yapmak da lokalizasyon yöntemlerinden biridir. İngilizce soldan sağa okunur ancak Arapça, İbranice gibi bazı diller sağdan sola okunur. Böyle bir durumda örneğimizdeki reklamın döndürülmesi gerekir. Bu sayede metin, resimler ve diğer içerik unsurları doğru yönde akar.

Latin alfabesi kullanmayan dillerin rahatça okunabilmesi için yazı tipi ve boyutunda da değişiklikler yapmak gerekebilir. İngilizceyle aynı alfabeyi kullanan bir dile çeviri yapılsa bile içeriğin düzeninde değişiklikler yapmak gerekebilir. Örneğin benzer ifadeler için İspanyolca ve Fransızca gibi Romen dillerinde İngilizceye göre %30 daha fazla kelime kullanılır.

Fincede ise bu oran %30-40 daha azdır. Çeviriyle sadece dil değişir ancak düzen ile ilgili yapılan yerelleştirmeler, reklam metninin gerçek bir reklam olmasını sağlar.

Visual Context gibi araçlar sayesinde markalar format ve düzenin çevirilere uygun bir şekilde ayarlanmasını sağlar.

 

Çeviri Lokalizasyonun Sadece Küçük Bir Parçasıdır

 

Daha bitmedi: Fiyatlar doğru para birimiyle yazılmış mı? Tarih biçimleri doğru mu? Ürünün ölçüleri hangi metrik sisteme göre yazılmış? Bu sorular da geniş yerelleştirme kavramının bir parçasıdır.

Çeviri bir metnin amaçlarını ve ana fikrini koruyarak sözcükleri bir dilden diğerine aktarmaktır. Ancak yerelleştirme, hedef kitlenin kültürel değerlerine uyum sağlamak adına daha fazla uyarlamalar yapmayı gerektiren bir süreçtir. Yerelleştirilmiş bir içerik size yabancı gelmez.

Markalar içeriklerini tamamen yerelleştirerek farklı diller konuşan müşterilerine aynı deneyimi sunar.